Loading...
Sayı 2Vilda Barlas

Satın Alma Sahiplen

Merhaba benim adım Sushi. Ben bir barınak çocuğuyum. 7-8 yaşlarında yakışıklı mı yakışıklı bir Shih-tzu cinsinden köpeğim. Yaşım tam belli değil aslında, çünkü beni; Çatalca ormanlarında, yara bere içinde, aç susuz, üşümüş, korkmuş ve perişan halde bulmuşlar. Neden beni oraya atmışlar veya oraya nasıl geldiğimi kimseler bilmiyor. Gönüllü hayvan severler bir “BESLEME” sırasında bulmuşlar beni. Bilmeyenler için anlatayım; bir çok şehirde gönüllü hayvanseverler sokak ve ormanda yaşayan hayvanları belli aralıklarla besliyorlar işte bu beslemelerden birinde bir melek abla görmüş beni. Ormanda diğer iri yarı köpeklerin arasında yapamayacağımı bildiği için beni alıp bölge barınağına götürmüş. Bir süre barınakta kalmışım, kısırlaştırılmış ve pon ponlarımı almışlar. Canım çok ama çok yanmış ve nedense ameliyat yerim iltihaplanmış! Barınak dedikleri yerde adının aksine barına bilmek mümkün değil. Hava soğuk mu? sıcak mı? bu hayvanlar üşüyor mu? kimsenin umurunda değil. Bizim canımız onların canı gibi mi? hiç düşünmezler. Sabahları hortumlarla soğuk- buz gibi su ile heryerimizi yıkıyorlar. Nasıl üşüdüğümü anlatamam. Kısacası benim gibi kış aylarında barınağa düşenler için dünyanın sonu gibi bir yer barınak. Yaz ayları da farklı değilmiş hangarların içinde sıcaktan ve susuzluktan perişan oluyorlarmış. Aslında tek tük iyi yönetilen barınaklar da varmış ama sayısı bir elin parmaklarını geçmezmiş. Neyse ameliyat yerim daha da kötü olmuş ve iltihap akmaya başlamış. Kimsenin umuruda mı? tabii ki değil. Yine aynı hayvan sever ablalar beni merak edip geldiklerinde kötü olduğumu görünce beni geçici olarak yine hayvan sever bir veteriner abinin kliniğine tedavi ve bir yuva bulana kadar kalmak için götürdüler. Oh be dünya varmış. Yerim sıcak, yaramı iyileştiriyorlar, başımı okşayıp, seviyorlar. Özellikle Levent doktor abim benimle çok ilgilendi. Bu arada beni kurtaran melek ablalarım ve arkadaşları internette benim adıma ilan açmışlar “YUVA ARINIYOR” diye. Yaram hızla iyileşti, kafeste yaşıyordum ama en azından yerim sıcak ve karnım güzel mamalarla toktu. Bu nedenle mutluydum. Bir gün sabahın köründe bir kadın geldi taaa Bahçeşehirden Etilere, kaldığım kliniğe. Epey bekledi klinik açılana kadar. Önce inanamadım sonra gördüm gerçekten beni almaya gelmiş. Yuvasını açmaya onun oğlu olmam için gelmiş. Aaaa rüya mı görüyorum ne biri beni dürtsün. Gelen kadın önce biraz alışmam için yanımda oturdu, beni sevdi ve bir şeyler anlattı ama dinleyen kim ben mutluluktan mest olmuş vaziyette kendimi kaybetmişim. Neyse yola koyulduk. Arabaya geçince ne yalan söyleyeyim biraz korktum, tedirgin oldum. Ya yine aynı kötü günlere dönersem? Fakat kadının gözlerinde ve bakışlarında başka bir şey vardı. Ruhumu okşuyor ve rahatlatıyordu beni. Bende kendimi onun yumuşak ve sevecen ellerine teslim ettim kendimi. Yol boyunca benimle konuştu. Evde iki kardeşimin daha olduğunu anlattı. Biri benim cinsimden ve benim tersime sim siyahmış. Ben beyaz o siyah Beşiktaş bayrağı gibi oluyormuşuz. Adı Foo’ymuş ve tam barınağa gidecekmiş ki annem onu da kurtarmış.

O da benimki kadar olmasa da kötü günler geçirmiş. Bir köpek için terk edilmek eşittir; ölmekmiş. Bahçede ise bir kurt köpeği varmış ama kalp hastası olduğundan onun için çok endişeleniyormuş. Amaaan bana ne dedim yuvarlak olup uyumuşum. Geri kalan söylediklerini duymamışım bile. Ne yapayım çok yorgundum. Mışıl mışıl uyumuşken birden bir ses “Hadi oğlum uyan eve geldik” dedi. Başımı okşayarak beni uyandırdı. Aaaaa burası da neresi? Kaç saat yoldaydık? Bilemedim, trafik beni çok yordu. Daha kendime gelemeden evin içinde buldum kendimi. Birde ne göreyim; süslü mü süslü, up uzun sim siyah saçları göğüsünde, bem beyaz tüyler, misler gibi kokan: bir Shih- tzu. Nasıl bu kadar güzel olunurmuş bilemedim. Bense topak topak olmuş saçlarımın sıfıra vurulmuş hali ve vücudumun çeşitli yerlerinde çam ağaçlarının sivri iğnelerinin açtığı yaraların izleri. Dişlerim ise açlıktan taş, kemirmekten yok olmuş gibi. Neyse barınakta edinmiş olduğum kötü tecrübelerden dolayı Foo’ya pek yüz vermedim. Benimle oynamak için can atıyordu ama kardeşiniz ona yüz verir miydi? Hayır tabii ki. Üstelik benim gibi birisinin ne işi olurdu böyle süslü ana kuzusuyla? 10 aylıkken gelmiş bu eve ve şimdi beş yaşındaymış. Hadi oğlum git başımdan dedim. 2 saattir yoldayım bir de seninle uğraşmayım dedim. Annem bize yemek verdi. Ana kuzusu Foo yemeği kokladı kokladı, kibar kibar bir kaç tane kuru mama aldı ve çekildi. Abiniz ise önce Foo’nun kalan yemeklerini sonrada kendininkileri jet hızıyla yedi, üstüne iki kase su içtiğimde ise olan oldu. Karnım davul gibi şişmişti. Sonrada bir güzel hepsini kustum tabii ki. Çok korktum. Kustuğum için dövecekler mi beni? Aa Aa annem bir şey demedi kusmukları temizledi ve olur böyle şeyler dedi. Sonra başladı Foo’ya benim durumumu anlattı. İnsanların ne kadar acımasız ve düşüncesiz olabileceklerini ve bir lokma kadar hayvanı nasıl ormana atabileceklerini nasıl bu kadar vicdansız olabileceklerini anlattı.

Hayvan bakmak sorumluluk istermiş. Eve hayvan almak hele yavruyken almak; yeni doğan bir bebek sahibi oluyormuş gibi, zor ve sorumluluk isteyen bir işmiş. Bizim oyuncak olmadığımızı bir çocuk gibi öğrenene kadar evde çiş-kaka yapabileceğimizi, kusa bileceğimizi, her gün en az bir tercihen iki defa gezdirilmemiz gerektiğini, tatile giderken güvenli bir yere emanet edilmemiz gerektiğini, aşılarımızı ve kontrollerimizin ihmal edilmemesi gerektiğini, ciddi hastalıklarımız olabileceğini, ortalama 12-15 yıl yaşayabilmemizi, yaşlılıkta bir çok problemimizin olabileceğini ve bunlara katlanmak gerektiğini anlattı. -Vay arkadaş ne zormuş bize bakmak be!- Ama annem devam etti. Fakat hayvanları sevince bunların hepsi kendiliğinden olabiliyormuş. Hatta annem gün boyu yorgunluk ve stresini bizi parka götürüp gezdirmekle atıyormuş. Annem çocuk doktoru ve özellikle kışın hastalıkların artmasıyla çok yoruluyormuş. Ama yine de kar kış kıyamet demeden bizi gezdiriyormuş. Neyse akşama adımı Sushi koyan ablam ve babam geldiler. Bana kocaman vitaminli kemik bisküvi verince kendimi kaybettim. Bir güzel yedim sonrada salonun ortasına çişimi ve kakamı yaptım. Ne yapim çok sıkıştım. Sonrada korkudan sehpanın altında saklandım. Annem hiç bir şey olmamış gibi yaptığım pisliği temizledi. Aaa arkadaş bu kadının sinirleri mi alınmış tövbe tövbe, gıkını bile çıkarmadı. Korkulu gözlerle yüzüne baktığımda, bana gülümsedi ve düzenli gezdiğimde öğrenebileceğimi söyledi. Valla ben bu işten bir şey anlamadım. Annem çok korktuğumu görünce sehpanın altından çıkartmaya çalıştı beni. Ama çok korktum alışık değilim bu davranışlara. Beni kucağına almaya çalışırken bi güzel ısırdım elini. Annemin canı çok yanmıştı anladım ama yine bir şey demedi. Beni rahat bıraktı. O onu son ısırışım da değildi üstelik. Ani hareketlerden korkup küçük diş geçirmelerime alışmıştı artık. Her seferinde çok pişman olup ısırdığım yeri yalıyordum.

Şimdi aylar geçmiş ben o zor günleri unutmuş beraber yaşadığım ailenin ve evimin keyfini yaşıyorum. Ne mutlu bana sonunda şans yüzüme gülmeye başlamış artık. Darısı diğer hayvanların başına annem gibi, ailem gibi, bir aileleri olmaları dileği ile…

İmza SUSHİ


Dr. Vilda BARLAS



© Bu sitede bulunan tüm yazılar Kültür Bakanlığının 2564-7350 ISSN numarası ile koruma altındadır. Kopyalama yapılamaz, çoğaltılamaz ve kaynak gösterilse dahi yazının tamamı ya da bir kısmı yayınlanamaz.



Yazarın Diğer Yazıları

Satın Alma Sahiplen-8
Satın Alma Sahiplen-7
Satın Alma Sahiplen-6
Satın Alma Sahiplen-5
Satın Alma Sahiplen-4
Satın Alma Sahiplen-3
Satın Alma Sahiplen-2
Satın Alma Sahiplen-1
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir